Embed

MARITA ve FIDEL

1959 şubatında Marita Lorenz adında 19 yaşındaki Alman bir genç kız, babasına ait MS Berlin isimli Cruise gemisiyle Küba’ya geldi... Ve gemi, tüm dünyanın Batista Rejimi sonrası merak ettiği devrimin başkenti Havana Limanı’na demirledi. Az sonra da geminin adeta üstüne üstüne bir Küba hücum botu fırtına gibi geldi ve tüm yolcuların güverteden merak ve heyecan dolu bakışları altında gemiye yanaştı...
Marita Lopez hücum botundaki üniformalı adamların arasında uzun, boyu,sakalları ve karizmasıyla hemen dikkati çeken bir adama kilitlenmişti adeta... Limana demirleyen büyük ve güzel yolcu gemisini merak eden ve içini görmek için hücum botla gelen bu adam efsanevi devrimci Fidel Castro’dan başkası değildi.
Marita ve aynı zamanda geminin kaptanı da olan babası ve diğer gemi üst yöneticileri, güverteye çıkan ve herkese ‘’merhaba’’ diyerek gülümseyen o sırada 33 yaşında olan genç Fidel’i coşkuyla karşıladılar ve ona gemiyi gezdirdiler...
Protokol masasında hep birlikte kahvelerini yudumlarlarken purosunu yakan Fidel,hemen yanı başında oturan Marita’nın kendisine olan hayranlığını ve ''kadın kokusunu'' çoktan hissetmişti bile....
Fidel’in gemi ziyareti ve geminin de Havana ziyareti kısa sürmüştü... Bir kaç gün sonra MS Berlin gemisi Newyork limanına demir attığında.... AŞK da, Marita’nın ve Fidel’in kalplerine çoktan demir atmıştı bile...
Marita çok sonraları ‘’CIA Declassified’’ adlı belgesel için kendisiyle yapılan röportajda Fidel’le ilk karşılaşması için şunları söyleyecekti : ‘’.....gözleri bana bakarken ışıl ışıldı ve ben aşık olacağım adamla karşılaşmıştım...’’ *** Newyork’da ki daha ilk gününde Fidel’in mesajları ardı ardına gelmeye başladı. Marita'yı Havana’ya davet etmektedir ve çok ısrarlıdır. Hiç düşünmeden gitmeye karar verir ve 19 yaşın kendisine sağladığı özgürlükle, babasının uyarılarına rağmen Havana’ya ulaşır.
Artık yeni yuvası Havana Hilton Otelinin 74 ncü kattaki dairesidir. Sosyal-Politik-Ekonomik ve Askeri yorucu görevlerinden arda kalan zamanlarda Marita’nın sevecen ve şefkatli kollarında dinlenirken Fidel...ikisi de olağanüstü bir aşk yaşadıklarının farkındadır ve çok mutludurlar...günler günleri kovalar ve iki ay sonra Marita hamile olduğunu fark eder. Ancak kendisini çok mutlu eden bu durum Fidel tarafından, ülkesine karşı sorumlulukları olduğu gerekçesiyle pek olumlu karşılanmaz. Yine de ilişkileri normal seyirde devam eder... *** Ve bir gün...; Marita dairesinde otururken canı bir bardak süt içmek ister. İçtikten bir kaç saat sonrada aniden bir baygınlık geçirir ve hastaneye kaldırılır... Bir kaç gün sonra hastaneden taburcu edildiğinde ise, artık karnındaki bebeği yoktur...bu kayıp onu adeta yıkar... Bir süre sonra da ailesinin,kendisinin isteği ve Fidel’in de onayıyla ortam değişikliğinin iyi geleceği düşüncesiyle Newyork’a döner... *** Newyork...Nevyork.... Marita’ya kaderin ağlarını, annesinin ve CIA’nın eliyle ördüğü şehir...
Marita’nın annesi aslında kızının ilişkisi nedeniyle CIA tarafından devşirilmiş Fidel aleyhtarı bir ajandır...Marita’nın beyni, hem annesi hem de CIA ajanları tarafından ‘’bebeğinin Fidel’in ilaçlı bir komplosu sonucu kürtaj yaptırılarak alındığı’’ söylemiyle yıkanmaya başlar. Bu duygusal beyin yıkamanın ardından ‘’Fidel’in sadece ABD için değil...tüm dünya ve insanlık için büyük bir tehdit ve tehlike oluşturduğu’’ düşüncesi işlenmeye başlanır Marita’nın beynine ve Fidel’le ilgili olumlu algılarına... Bir süre sonra o, ikna olmuş ve içi intikam ateşiyle de yanan bir kadındır artık. Ve resmen Fidel’i öldürmekle görevlendirerek onu 1960 baharında, çift taraflı olarak çalışan ajan Frank Sturgis ile buluşmak için Miami’ye gönderir CIA... Ajan Sturgis bir kaç gün, Marita’yı yapacağı suikast konusunda eğitir. Başarılı olacağı konusunda ikisi de ikna olduklarında Sturgis ona göreviyle ilgili yüz kremini verir ve onu Miami’den uğurlar... *** Havana....Fidel artık Hilton Otelinden ayrılmış deniz manzaralı güzel şirin bir çatı katında yaşıyordu...Marita’yı sevgi ve özlemle karşıladı...
Aynı gün akşam üzeriydi...kucak kucağa oturmuşlar birlikte margarita yudumluyorlardı... Kapı çalındı...gelen Fidel’in adamlarından ikisiydi...kapı aralığından adamlarıyla konuşurken Fidel....Marita hızla banyoya geçti ve oraya sakladığı küçük yüz kreminin kapağını açtı... Sonra sessiz bir çığlık atarak yüz kreminin içinde erimiş ve artık hiç bir işe yaramayacak olan zehirli hapları telaşla tuvalete atmaya çalıştı... O anda banyonun kapısı açıldı ve kapıda Fidel göründü... *** Sonrasını Marita şöyle anlatacaktı...: ‘’Purosu ağzındaydı...belindeki kılıfından tabancasını çıkardı ve hayal kırıklığı dolu yumuşacık bir ses tonuyla...; ‘’...beni öldürmeye mi geldin Marita...’’ dedi... Sonra purosundan derin bir nefes çekti...gözlerini kapattı ve tabancasını bana doğru uzatarak...; ’’...hadi vur beni aşkım...’’ diyerek öylece kaldı... Tabancayı aldım...bir hamlede kurşunları çıkararak kendimi Fidel’in kollarına attım... O gece sabaha dek seviştik... Birbirimizin bedeninde ve ruhunda eridik... İkimiz de müthiş...olağanüstü...tüm ömre bedel bir gün ve AŞK yaşadığımızı biliyorduk....’’
kemal gürleyen
NOT: CIA nın.....Fidel’i tercih etmesi ve suikast planını deşifre etmesi nedeniyle Havana’da Marita’yı öldürmeyi tasarladığı ortaya çıkınca...Fidel onu Küba’dan çıkartıp Miami’ye gönderdi... Marita’nın Fidel’den sonraki ilginç yaşamı ve ilişkileri bu öyküde bizi ilgilendirmiyor... kg

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !